26 Nisan 2014 Cumartesi

Kaçık Seçik

Ayaklarım geri adımken, içim çoktan terk etmişti.
İleride bekledi. ilerledim.
Rüzgarlı bir günün ortası,
güneş davetkâr ama aldatıcı.
Akıl havada asılı.

Yan yana sustuk ağaçlı tepede.
Anlamı yitikti sözcüklerin.
Beden hareketsiz, ruh direnişte..
 
Derken zorla ilerlenen, zorla bırakıldı..
Avrupa küstü, Anadolu döndü sırtını.
Boğaz sularına sığındı gözden akan,
edilen feryat.. Vedada saklandı.

Gülücükler, hoş sohbetler unutulmuş, günün ardında.
Geri almaya gittim. O da almaya gelmiş aynı anda..

Sadece denk gelinmiş, aynı açıya.. Fark etmeden.
Aynı açıya denk gelme ihtimalini sorgularken..

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Farkındalık

Hoş geldin ıssızlık. Susamış gibi bir halin var,
gel içeri biraz soluklan.
İhtiyacın olan bir kaç yudum dolapta biraz var.
Kimlerden geliyorsun anlat biraz..
Kaç kapıdan döndün kaçıyla ağırlandın?
Sevdiklerinde olmuştur, kovulduğun bazen..
Bunalıma sürüklediklerin mi birikimin, susmasını öğrettiklerin mi?
Sahiden,
niyetin bozmak mı yoksa olgunlaştırmak mı senin !?
Kim neyi alırsa nasibi mi sıraya dizdiklerinin?
Çok anlatırlar seni etrafta, suallerim, hakkındakilerin.
Çok yıkıp geçtin belki..Çok öğrettin de sonrasında.
Kızmalı mıyım sana emin değilim.
Belki teşekkür etmeliyim sağladıklarının adına.
...

Teşekkür ederim.
Kalkıyor musun? Çok az kaldın dinlenseydin.
Anlıyorum daha çok çalacak kapın var.
Varlığın kapıdakinin farkındalığına kadar.
Tekrar gel, ben yine ağırlarım seni.
Senden öğrendiğim, öğreneceğim daha çok şey var.
Hoşça kal..
..Benim de yapacak işlerim,
 ilgi göstermem gereken bir hayatım var.
                                                                                   

18 Şubat 2013 Pazartesi

Melodram

Zamansız açıldı perde,
ne dekor hazırdı ne muhavere.
Roller rastgeleydi.
Tevâfuk, tesadüf sence adı neydi?
Kimse bilerek seçmedi kendi kaderini.

Oynuyoruz işte elimizden geldiğince,
Elden de bir şey gelmiyor ya, hadi neyse..
Kendimiz olmaya cesaretimiz nerede?
"Kendin olmak" da göreceli mi sence?

Yanlışlar ve doğrular, güzeller ve çirkinler..
Bakış açısına göre değişen şeyler.
Değişen her şey gibi,
sen, ben de biraz öyle gibi..

Aynı açıya denk gelme ihtimalimiz kadardı belkide mutluluk..
Sustuk.

Zaman aşımında bu sahne, kapansın perde.

Alkış yok, herkes sustu. Zaten hiç kimse yoktu.
Yorulduk.

Tebessümle ağladık, kahkahayla haykırdık.
Yine de sustuk.

Nafile,
hayatın ta kendisi işte bu sahne.
Oyun bitene, bitirilene kadar ikinci, üçüncü, dördüncü perde..

20 Ocak 2013 Pazar

Sabrın Sonu Selamet

Kepengini indirdim dünün bu gece.
Yorgun düşüncelerle yoruldum.
Kimsesizce, kendi nezdimde.
Hayatı çözebilecek kadar deli olmayışım,
delillerini sundu her saat, her saniye.
               Düşünüyorum yine..

Sonu selamet eden sabır mıydı?
Yoksa alışmak mı?
Geleni beklemek miydi değişmek?
Olanı sindirmekte miydi keramet?
Hangimiz diyebildik hayata,
"Sen sağ, ben selamet?"

Neyi boş verebildik ki biz içimizde?
Dağıttığımız aklımız yalnızca dilimizde.
Öğrenecek çok şey var,
öğrenmeye "gönüllü" olmasa bile..

10 Kasım 2012 Cumartesi

Perdenin Arkası

İlimler bitti milletimizde,
bilimler beş parmak kadarken.

Beyinleri kapadık,
akla ne hacet zaten ?
Düşünmeye üşendik fikir özgürlüğümüzde.
Bıraktığı ülke kadar değerliydi zekası.
Bizler, ismiyle övünmeyi seçtik 10 Kasım, 29 Ekimlerde.
İki üç cümleyi, bir kaç sembolik görseli çok görmedik senede bir iki güne..

Put  yapıp tapındılar ya,
karalayıp, iftira attılar.
Sağa koydular olmadı da,
sola aldılar, sığmadı.

Nerede kaldı zêka ?
Nerede kaldı ışığı ?..
Hani oturduğun yerden söylediğin,
İki çelenkle süslediğin..
Gün bitti, yarımı geçti.
Sil makyajını da artık, uyu haydi.      (10 Kasım gecesi)


"Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir.Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir."


Mustafa Kemal Atatürk

10 Eylül 2012 Pazartesi

Yok oluş

Hangimiz haksızı ayıklamış, işaret edecek kadar Haklanmış?
Hangimiz af buyurup, af yetkisiyle aklanmış?
Vicdanlar kapatılıp,
iyi niyetler gökyüzüne uğurlanmış.
Özler saklanmış, maskeler hazırlanmış.
Kurtlar sofrasında ki kuzular da kurtlanmış.
Görüş alanı aynalaşmış.
Haset akmış, aynadakini pas bağlamış.
Üstte ki alta yatmış da, altta ki kendini satmış.
Her birimiz bakırdan taçlanmış.
Bazılarımız karardıkça kalaylatmış.
Bir varmış, onu da üçü götürmüş, hiç olmuş.
Kimin umurundaymış ki zaten,
ha varmış ha yokmuş...

16 Mart 2012 Cuma

Kör

"Yukarı bak" dedi ve sıçradım yerimden.
Uyandım.
 Penceremden göğe doğru tek solukta uzandım.
Kalp atışlarım hızını almış koşuyordu.
Düzenini bozup tutmaya çalışsam durabilirdi,
 korkuyordum.
O korkuyla bi süre uğraştım, suretimden sıyırdım endişemi..
Yüksekten bakarken, korkunun getirdiği atlama hissiyatının tezatlığında kaybolup
bir anda gerçeğe dönmek gibiydi..
Ama geçti..

Yine griydi..
İstanbul bana inatla ıslanıyordu yine.
Hüznünü ispatlar gibiydi, dikkat çekmeye çalışan küçük bir çocuk emsali..
Üşümüştü insanlar.
Hava soğuk.
Daha da çok üşüyenler vardı kediler köpekler ve kuşlar.

Puslu ve griydi..

Bir şeyler anlatmak istermiş gibi.. 
Ellerim soğuk olabilirdi ama ayaklarım sıcaktı benim.

Bu sefer anlatmak istediğini anlıyor gibiydim..

Rüyamın etkisinden olsa gerek, gözlerim daldı soğuk sokaklara.
Uykusundan uyanmaya çalışan iki kör mahmur göz sâfî..
Ben soğuğu hiç sevmedim.  Sevmem dedim.
Üşümeyi de battaniyemin altındayken sevdim..
Kar benim için saflık, masumiyetti hüzün şehrinde belkide..
Yağmur romantizm fonum..
Yalancı kederimdi sonbahar. 
Sel akarken, suyun kıvrımlarını seyredalardım balkonun köşesinde..

Yukarı baktım ben önce..
Aşağı yöneldim,
gözüme hızlıca doluşan yağmur damlalarının öfkeli hamleleriyle..

Körlüğümü gördüm,

Sokağın kuytu bir köşesinde,
kedisini paltosunun içine saklayıp ısınmak için son umudu olan atkısını yakan,
aklı yitik dedikleri o yaşlı adamı gördüğümde..

Boğazımda düğümlendi varolan her ne ise..
Halâ sıcak olan ayaklarımdan utandım.
Penceremi geri kapatamadım. Yapamadım.
Körlüğümle birlikte nefsime dair ne varsa alıp dışarı çıktım son hızımla..

Yedi kat derin kazdım..
Hepsini gömdüm.  Kurtulmaya çalıştım ben.

Ya da öyle sanmış olsam da..

8 Mart 2012 Perşembe

Tabiattan Öz'e..

Toprağı ne kadar hissedebilirsin sinir uçlarında? Islak ve sıcak..
Varoluşunu bu denli anlamlandırabilen bir an daha var mıdır?
Ağır ağır yürürken bahar yağmuru altında, düşünmekten uzak,
bedenin yoktur o an, aldığın haz bütünleşir ruhunla.
İleride gördüğün o ihtişamlı ağaç hedef değildir sana.
Ona gitmemene rağmen, o ağaç ilham olur ruhunu toprağa, tabiata karıştırman adına.
Islanırsın üşümezsin. Islanırsın, ıslandıkça ısınırsın toprak kokusuyla.
Hiç olmadığın kadar çıplak,
hiç olmadığın kadar sıcak...
Sıyrılır ruhun kılıfından, yükselir dipsiz aydınlığa...

24 Ocak 2012 Salı

Kalaba

   Tekliğin çoğalmasıyla oluşur kalabalıklar.
Gerek insan gerek diğer canlılar, maksat bir birleşim olsun ya da olmasın, bir amaç uğruna aynı ortamda bulunmaktır kalabalık. Bazen nesneye bile hükmedebilir bu kavram. Bazen ise soyuttur… Genel geçer mantığı ise “çokluk” tur.
İnsanlarda farklı farklı hisler uyandırır kalabalıklar. Kimi için eğlence hissiyatı iken kimi içinse sinir bozucudur. Kargaşadır çoğu zaman. Bazen yalnızlığın küstahça bir oyunu gibi gelir, yüzleri yabancı insanlar topluluğu arasında  kaybolmak.    
 İnsanoğlunun kaderidir bu kavram. Evrenin düzeninden ayrılmaz bir gerçektir. Yaşam belirtisidir temel olarak. Bu düzen devam ettiği sürece çoğalacaktır kalabalıklar. Oyuncular sürekli değişir, fakat bıraktığı hisler ve izler her daim aynıdır. mutluluk, huzur, endişe, hüzün ve hüsranlar..

23 Ocak 2012 Pazartesi

yirmi dokuz

   Yazmak istediklerim var, konuşup çizdiklerim kadar.
Niçin yazarlar?
Belleğe atılan üzeri toz tutmuş kelimeler boşa gitmesin diye,
kağıt üzerinde pozlandırmak ya da, eylemsiz düşünerek yorulmaktansa yazılanlar karşısında,
muhalefet olmayan kağıt üzerinde özgürce tatmin olmaktır belki de o an ki hâlet-i ruhiyat.
Her ne olsa da fark etmez. Düşünmeden konuşmaktan daha asildir yazmak..
   İçeriğin hiç bir önemi yoktur çünkü; tek bir harfin bile yirmi sekiz alıcısı vardır aslında.
Oku dedi melek en zor zamanda. 'İkra'. Hatta ve hatta oku dedi aynı melek ilk insana.
Yazılmış olan bir şeyler vardı, ta o zamandan bu zamana.
Pembe anlatılmak istense de, anlaşılanın mavi olmasında bir sıkıntı yok.
Maviyi de göreceksin ki, pembeyi ayırt edebilesin evvel zamanda.
Düşün şimdi, 'yazı' denen şeyin ucunu bucağını.
Dene bakalım, yakınlaştıkça harfleri gösterecek mi ufuk çizgisi sana ?..